‘Düşmanlarınızı sevin, sizden nefret edenlere iyilik yapın, size lanet edenler için iyilik edin. Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı da çevirin (Luka 6:27-28).’

Herkes İsa Mesih’in sevgi bazlı öğretisini takdir eder ancak düşmanlarımızı sevmeye gelince bir çok kişi ‘olmaz bu kadar’ diyor. Dahası Mesih’in ‘bir yanağına tokat atana öbürünü de çevir’ sözü belki en çok tepki toplayan sözlerinden biridir. Sevmek güzeldir ama haksızlığa ya da adaletsizliğe bu şekilde katlanmak olmaz. Peki bu sözlerle İsa Mesih esas ne demek istedi?

Öncellikle Mesih’in bunu kimlere ne manayla söylediğine dikkat edelim. O dönemde Yahudiler arasında çok yaygın bir söz vardı: ‘Göze göz dişe diş.’ Aslında bu söz Musa’nın Yasasında yer alır (Mısır’dan Çıkış 21:24). Ancak insanların sandığının aksine bir göz oyanın gözü oyulmuyordu. Aynı bölümün hemen ilerisinde şiddet sonucunda dişini kaybeden bir kölenin serbest bırakılması gerektiğini yazar. Yani ‘göze göz dişe diş’ kuralı, mutlak adaletin sağlanması gerektiğini öğretirdi. Ne var ki Mesih’in gününe gelene kadar bazı Yahudiler bu kuralı insanlardan öç almak için kullanırlardı. İşte Mesih’in karşı geldiği nokta buydu. Adalet tamamdır ama intikam olmaz.

Peki aradaki fark nedir? Adalet aslında Tanrı’ya mahsustur. İnsanlar arasında adalet uygulamak da Tanrı’nın yetkilendirdiği hükümetlere düşer (1.Petrus 2:13-14). Ama ne zaman ki bir insan ferdi olarak adaleti kendi imkanlarıyla uygulamaya çalışırsa bu kez intikam oluyor ve genellikle durum daha beter hale geliyor. İşte bu bölümde Mesih’in eleştirdiği de bu tür bireysel adalettir. İsa Mesih, tıpkı Musa’nın Yasası öğrettiği gibi, öç alma olayına tamamen karşıydı.

Bu anlamda bireysel olarak birileri bize karşı haksızlık yaptığında ona benzer bir karşılık verirsek durumu iyileştirmek yerine daha da kötü hale getirebiliriz. Ayrıca biz kötülük yapan kişilere kötülükle karşılık verdiğimizde onlardan farksız olup aynı seviyeye inmiş oluyoruz. Ama kötülükle değil iyilikle, sevgi ve sabırla karşılık verirsek belki kişi hatasını fark eder ve tutumunu değiştirebilir. İşte Mesih’in ‘öbür yanağınızı çevirin’ demesinin esası budur: İnsanların kötülükleri karşısında beklemedikleri bir karşılık verirsek belki kendilerine gelir ve özür dilerler. Hiç olmazsa durumun daha da tırmanmasını engellemiş oluruz. Yoksa haksızlığa haksızlıkla, kötülüğe kötülükle karşılık verildiğinde olay bir hayli büyür ve bir süre sonra kan davası olup çıkar. En önemlisi Mesih’in öğrettiği gibi tepki gösterdiğimizde kendimizi kin ve nefretin girdabından kurtarmış oluyoruz.

Başta kötülüğe bu şekilde karşılık vermek ne kadar tuhaf veya mantıksız gelse de aslında çok derin bir hikmeti var. Bunu başımdan gelen bir olayla anlatayım: Kilisede bir gün çocuk programı yapıyorduk. Bulunduğumuz mahalle çok fakirdi o yüzden çocuklar için bu çok heyecan verici bir fırsattı. Tabii anne babalarından izin almaları için evlerine form gönderiyorduk. Bu sırada mahallenin kabadayı adamlarından biri çocuklara bağıra çağıra kilisenin içine dalıp kayıt yapan eşime yönlenerek onu tehdit etmeye başladı. Bir kaç saniye sonra olay yerine yaklaştığımda durumun çok ciddi olduğunu fark ettim. Bizim gençler de ellerine sopalar almış benim en ufak bir hamlemle adamın üzerine atlamaya hazırlanmışlardı. Bir yandan eşime bu şekilde davranan adamı dövmeye hakkım vardı diyebilirsiniz. Fakat öbür yandan ben adama bir parmak kaldırsam ertesi gün bütün mahalleyi başımıza yıkardı. O yüzden adamı ters yanıt vermek yerine, sakin bir şekilde yaptığımız her şeyin yasal olduğunu anlatarak öfkesini dindirmeye çalıştık. Tabi adam kavga etmeye geldi o yüzden yumruklarını kaldırıp bana durmadan meydan okuyordu. Dahası hepimize küfredip tehditler savuruyordu. Ama elimizden geldiğince sakin bir üslupla cevap verdik. Sonunda bizden beklediği karşılığı almayacağını anlayınca adam çekti gitti. Giderken bir sürü tehdit daha savurdu ama o günden sonra adamı bir daha görmedik. O gün Mesih’in sözünün derin hikmetini keşfettik. Ateşin üstün ateşle değil, suyla gitmek lazım.

Elçi Pavlus bu tür durumlar için şöyle yazar: ‘Sevgili kardeşler, kimseden öç almayın; bunu Tanrı’nın gazabına bırakın. Çünkü öyle yazılmıştır: ‘Rab diyor ki, Öç benimdir, ben karşılık vereceğim.’ Ama ‘Düşmanın açıkmışsa doyur, susamışsa su ver. Bunu yapmakla onu utanca boğarsın.’ Kötülüğe yenilme, kötülüğü iyilikle yen (Romalılar 12:19-21).’

Peki adaletten tümden mı vazgeçeceğiz? Hayır. Öncellikle Tanrı’nın rızasıyla yeryüzünde kurulmuş devletlere başvururuz. Adalet sağlamak ve kötülük yapan insanı cezalandırmak benim değil onun görevidir (Romalılar 13:1-7). Peki devlet bize haksızlık ediyorsa o zaman ne yapacağız? İsa Mesih’in yaptığı gibi davamızı adaletle yargılayan evrenin en üst mahkemesine yüce Yaradan’a aktarıyoruz (1.Petrus 2:23). Böylece kişisel olarak kendimizi kin ve nefretle kirletmekten alıkoyarken aynı zamanda adaletten vazgeçmiyoruz.

Bunu örneklemek için 2007 yılında Malatya’da yaşanan Zirve Katliam örneğini kullanayım. Kocaları beş delikanlı tarafından hunharca katledildikleri aynı günün sonunda eşleri Suzana ve Şemse kameraların önünde ‘Katileri bağışlıyoruz, onlara karşı kin gütmüyoruz’ demeleri herkesi şaşkına çevirdi. Ama onlar bu yaptıklarını Mesih’in öğretisi ve örneği uyarınca yaptıklarını belirtiler. Çünkü Mesih çarmıha çivilenirken çekiçleri sağlayan askerler için şöyle dua etti: ‘Baba onları bağışla çünkü ne yaptıklarını bilmiyorlar.’ Peki adalet ne olacak? Kocalarını katleden Suzana ve Şemse bir kaç hafta sonra mahkemeye çıkıp ‘adalet istiyoruz’ dediler. Bu bir çelişki mi? Hayır. Kısacası ‘biz kendi yüreğimizde intikam duygularını beslemeyeceğiz ama adaleti devletten bekliyoruz’ dediler.

Mesih’in hayatında önemli bir örnek daha var. Bir yanağınıza vurana öbür yanağınızı da çevirin diyen İsa din bilginleri önünde sorgulanırken ‘Ben söylediklerimi dünyaya açıkça söyledim…Gizli bir şey yapmadım, beni neden sorguya çekiyorsunuz?’ diye karşılık verdi. Ancak bu sözü üzerinde görevlilerden biri yüzüne sert bir tokat attı. Bu noktadan itibaren Mesih’in karşılığı çok ilginç. Öbür yanağı çevirmek yerine, ‘Eğer yanlış bir şey söyledimse, yanlışımı göster! Ama söylediklerim doğruysa, niçin bana vuruyorsun’ diye yanıtladı. Peki neden öbür yanağı göstermedi? Çünkü bu ferdi bir olay değildi, bu adaletin savunulması gereken bir makamdı. Anlaşılan Mesih’in bu sözü bizi ezmek isteyen herkesin önünde paspas olmamız için değildir.

Sonuç olarak Mesih’in ‘Düşmanlarınızı sevin’ ve ‘Öbür yanağınızı çevirin’ sözü adaletsizliğe ya da haksızlığa yol açmak yerine aslında ferdi durumlarda insanları intikamın kısır döngüsünden kurtarmak için çok önemli bir öğretidir. En önemlisi Rab kötülük ve kinle dolmamız yerine sevgi ve merhametle dolmamızı istiyor. Nasıl ki Tanrı herkese eşit sevgi ve şefkatle yaklaşıyorsa bizim de benzer şekilde tüm insanlara temiz bir kalple yönelmeliyiz. Yani amacımız Mesih’in de belirttiği gibi, Göklerdeki Babamız gibi merhametle karşılık vermek olmalı (Luka 6:36). Nitekim Yakup’un belirttiği gibi ‘Yargı merhamet göstermeyene karşı merhametsizdir. Fakat merhamet yargıya galip gelir (Yakup 2:13).’ O halde yargı ve intikam yerine sevgi ve merhamet seçelim.